Trafik Sigortasında neden uyuşmazlıklar fazla, hasar aşamasında maddi ve bedensel zarar ödemelerin eksik ya da hiç yapılmamasından dolayı neden dava ve tahkim yoluna gidiliyor? Çözüm yolları neler?

 

Trafik Sigortasında neden uyuşmazlıklar fazla, hasar aşamasında maddi ve bedensel zarar ödemelerinin eksik ya da hiç yapılmamasından dolayı neden dava ve tahkim yoluna gidiliyor? Çözüm yolları neler?

 

Karayolları Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında Türkiye genelinde toplam 1.549.574 trafik kazası meydana geldi. Bunların 288.321'i ölümlü veya yaralamalı kazadan oluşmaktadır. 2025 yılında zorunlu trafik sigortası kapsamında sigorta şirketleri tarafından ödenen toplam tazminat tutarı 145,4 milyar lira olarak tazminat ödemesi yapıldığı, ödeme yapılan mağdur sayısı ise 2 milyon 782 bin 94 oldu. (Kaynak: sigortalifedergi)

 

2025 yılında zorunlu trafik sigortasında toplam 309 milyar 815 milyon TL prim üretimi gerçekleşmiştir. (Kaynak:https://sigortacigazetesi.com.tr/)

 

Sigorta Tahkim Komisyonu verilerine göre, 2025 yılında Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılan toplam başvuru (dosya) sayısı 758.703 adet başvuru olmuştur. 

 

1.549.574 trafik kazası meydana gelmekte ve bu kazaların hepsinde maddi araç hasarı, değer kaybı ve ölümlü, yaralama nedeniyle tazminat talebi olmamaktadır. Tahkim komisyonu dışında da yerel mahkemelerde açılan birçok trafik sigortası kaynaklı uyuşmazlık bulunmaktadır. 

 

Sigorta kuruluşları ile vatandaşın hasar başvuru aşamasında mevzuata göre tazminatının ödenmesi gerekmektedir. 

 

Milyon sayıya varan uyuşmazlık uyuşmazlık olmaktadır. Bunun önce nedenleri,  sonra çözüm yolları konusunda kısaca bahsetmek gerekmektedir. 

 

Öncelikle iki Anayasa Mahkemesi Kararı incelemek gerekmektedir. 

 

1-Anayasa Mahkemesi 17/7/2020 tarihinde E.2019/40 numaralı dosyada, Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.

 

Bu karara göre 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmesi gerekmektedir. 

 

2- Anayasa Mahkemesi 29/12/2022 tarihinde E.2021/82 numaralı dosyada, 7327 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 18. maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci fıkrasına eklenen ikinci cümlenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.

 

Motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin değer kaybı, destekten yoksun kalma ve/veya sürekli sakatlık zararına uğraması hâlinde işletenin ve kazadan dolayı olası sorumlu diğer kişilerin tazminat borçlarının kapsamı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre belirlenmektedir. 

 

[72] Anayasa Mahkemesi’nin 17/7/2020 tarihli ve E.: 2019/40, K.: 2020/40 sayılı Kararı ile, bu maddenin birinci cümlesinde yer alan “…ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresinin ve ikinci cümlesinde yer alan “…ve genel şartlarda…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

 

[73] 9/6/2021 tarihli ve 7327 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiştir.

 

İki Anayasa Mahkemesi Kararı sonrası Karayolu Trafik Kanunu’nda tazminatların artık mevcut düzenlemeye göre Karayolları Trafik Kanunu ve düzenlemeyen hususlar için Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümler uygulanacaktır. 

 

Maddi ve manevi tazminat:

Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.)

 

Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)[72] öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)72 düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.[73]

 

(Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.)

 

Anayasa Mahkemesi kararları sonrası sigorta kuruluşlarının yapmış olduğu hasar ödemeleri ile mevzuat arasında uyumsuzluk oluştu. Anayasa Mahkemesi kararı vatandaşın yaşam ve mülkiyet hakkını koruyan değerli ve önemli bir karardır.  Anayasa Mahkemesi kararları öncesinde de yargısal içtihatlarla yine hasar ödemeleri arasında uyumsuzluk ve genel şartlar nedeniyle maddi ve bedensel hasar farkları oluşmaktaydı. 

 

1/7/2026 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar Değişikliği ile genel şartlar ile mevzuat ve yargısal içtihatlar arasındaki uyum sağlanmış oldu. 

 

Milyonlara ulaşan uyuşmazlıkların nedenleri artık mevzuatsal olarak çözülmüş oldu. 

 

SEDDK (Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu) mevzuat ile sigorta kuruluşlarının hasar ödemelerini uyumlu hale getirmek ve uyuşmazlıkları azaltmak için hızla birçok hukuki düzenleme yapmıştır.

 

1-Değer kaybı için başvuru yapma şartının kaldırılması, araç hasarı başvurusu ile değer kaybı için de eksper raporu sonrası ödemesinin sağlanması, 

 

2-Vatandaşımızın, kaza nedeniyle maddi ve bedensel hasarları sigorta kuruluşlarına kolay ve hızlı bildirilmesi için ALO 193 Ortak Hasar İhbar Merkezi (OHİM) hattının kurulması, bu hatta vatandaşımız diğer yollara başvurmadan kaza ihbarını hızlı bir şekilde artık yapabilecektir, 

 

3-Eksper hesaplamalarının mevzuata ve yargısal içtihatlara uygun olarak gerçek zarar ilkesine uygun olarak hazırlanması, 


Gerçek zarar ilkesine göre trafik kazalarında gerçek zarar ilkesi gereğince, sigorta şirketleri aracın kazadan eski haline gelebilmesi için orijinal parça bedelini ve onarım masraflarına ait KDV'yi kapsamaktadır. Eksper raporları buna uygun olmak zorundadır, 

 

4-Kazaya uygun eksperin atanması, hasar takip esasları yeniden düzenlenmiştir. 

 

5-Sigorta şirketinden kaynaklanmayan eksper ataması sonrası gecikmelerde, başvuru şartının kısmen ve tamamen yerine gelmediği sirküleri, 

 

Yapılan bu çalışmalar sonrası sigorta kuruluşlarının trafik sigortası kapsamında ödemeleri tam yapması için bir hukuksal eksiklik kalmamıştır. 

 

Trafik sigortasının kamusal bir amacı vardır, bu amaç kaza sonrası mağdur olan vatandaşın kusurlu sürücü ve araç sahibine başvurmadan zararını teminat limitinde hızla tahsil edebilmesidir. 

 

Sigorta şirketleri hasar ödemelerini geç yapması, eksik yapması durumu oluşursa kamusal amacın gerçekleşmediğinin kabulü gerekmektedir. 

 

Yapılan hukuksal düzenlemeler ile vatandaşımız hiçbir aracıya, avukata gerek olmadan ihbar hattı ile kazayı sigorta kuruluşuna ihbar edecek, ihbar sonrası vatandaş bizzat ya da sigorta tarafından eksper ataması yapıldıktan sonra eksper raporu düzenlenmesi, sonrasında yasal süreler içinde hasar ödemesinin yapılması gerekmektedir. 

 

Vatandaşımızın yaptığı başvuru sonrası, ödemeleri geciktiren ya da eksik ödeyen sigorta kuruluşlarını da denetlemek SEDDK’nın görev ve yetkisindedir. 

 

Bütün bu düzenlemelere rağmen yaşanacak sorunlar ve bu sorunların çözüm önerileri nelerdir?

 

1-Değer kaybı için; değer kaybı zararının nasıl hesaplanması gerektiği 13.05.2026 tarihli 2026-11 sayılı genelge ile açıkça standart haline getirilmiştir. 

 

Bu genelgeye göre yeterli araştırma ile bilimsel ve teknik bir rapor düzenlendiğini zaman değer kayıpları kaza öncesi ve sonrası piyasa rayicine göre geçmiş hasarlar ve diğer kriterler dikkate alınarak hesaplanacaktır. 

 

Bu raporlar sonrası sigorta kuruluşu değer kaybı ödemesini, herhangi bir tahkim ya da dava yoluna gidilmeden “aracı ya da avukat” olmadan ödeme imkanı olacaktır. 

 

Eksper raporlarının denetime uygun ve gerekçeli olması halinde; değer kaybı hasar ödemesi yapıldıktan sonra dava ya da tahkim komisyonuna başvursa bile fark oluşmayacaktır. Fakat, yeterli araştırma yapılmadan düzenlenen raporlara göre eksik değer kaybı ödemesi olursa o zaman yeniden fark için tahkim ve dava yolunda sigorta kuruluşu bu tazminatı ödemek zorunda kalacaktır. 

 

Burada şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır, sigorta kuruluşu kendisine sunulan eksper raporuna göre yasal süresinde ödeme yapmasına rağmen tahkim ya da mahkemede “faiz, harçlar, yargılama giderleri vekalet ücreti ile karşı karşıya” kalacaktır. 

 

Değer kaybı tespitinde milyonlarca araç vardır, bu araçların KM, geçmiş hasarları, hasarlanan bölgeleri, tramer kayıtları, markası, modeli, paketi her şeyi farklıdır. Bu nedenle emsal araçların TSB, SEİK, online platformlarda aynı bulunmama ihtimali yüksektir. Bu nedenle ortaya subjektif bir değerlendirme girmektedir. Ülkemizde enflasyonun etkisi, araçların arz ve talep değişiklikleri değerlendirildiğinde somut bir tespit bu nedenle mümkün değildir. 

 

Anayasa Mahkemesi, gerçek zarar ilkesini tazminat hukuku sorumluluğuna göre uygun olduğu kararı yerinde olsa da, subjektif bir değerlendirmeye açık olan bir tespitin ortaya çıkardığı uyuşmazlıklarda artacaktır. Bu nedenle, değer kaybı taleplerinin hasar ödemesi ile tamamen uyuşmazlık olmadan çıkması için; Borçlar Kanunu’nda ve Karayolları Trafik Kanunu’nda objektif kriterler gelmesi için değişiklik mutlaka gerekmektedir. Vatandaşın ödeyeceği değer kaybı ile sigorta kuruluşunun ödeyeceği değer kaybı daha objektif kriterlere “değer kaybı tablosu” bağlanmalıdır. Aksi halde, değer kaybına ilişkin uyuşmazlıklar yerinde yapılan değişiklikle azalsa da yine devam edebilir. Tahkime ve yargıya taşınan uyuşmazlıkların azalması için; eksper raporlarının denetime uygun olması ve sigorta kuruluşlarının süresi içinde vatandaşa tazminatı ödemesi gerekmektedir.

 

2-Araç hasarı için; Eksper raporlarının gerçek zarar ilkesine uygun olarak düzenlenmesi gerekmesi nedeniyle denetime uygun eksper raporu ile sigorta kuruluşu süresinde ödeme yaparsa bu nedenle bakiye araç hasarı farkı talepleri ciddi oranda azalacaktır. 

 

Bu uyuşmazlıkların tahkim ya da davaya dönüşmemesi için SEDDK yasal bütün düzenlemeleri AYM Kararına, Kanun’a uygun hale getirmiştir. Bundan sonra bütün sorumluluk eksperler ve sigorta şirketlerindedir. 

 

Ayrıca, Sigorta kuruluşu tarafından, ilgili mevzuatta yer alan süre içerisinde, eksper ataması

yapıldığının ve sigortacıya yüklenemeyecek etkenler sebebiyle eksper raporunun tamamlanamadığının Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi sistemleri üzerinden belgelendirilmesi

halinde, talebin kısmen veya tamamen olumsuz sonuçlandığı ya da cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olduğu kabul edilmez. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumundan; Motorlu Araç Sigortaları Kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonuna Yapılacak Başvurular Hakkında Kurum Sirküleri (2026/02) Kurul Karar Sayısı: 1862 Karar Tarihi: 5/8/2026.

 

Tahkim komisyonuna yapılan başvuruda, raportör başvuru sahibinin talebin kısmen ve tamamen olumsuz sonuçlandığı ya da cevabın talebi karşılamadığı hali var mı, bunu eksper ataması kapsamında da değerlendirmesi gerekecektir. Sigorta kuruluşu süresinde eksper atamasını yapmışsa, sigorta şirketinden kaynaklanmayan “aracın yerinde gösterilmemesi, eksperden kaynaklanan gecikmeler vb.) durumunda başvuru şartı tahkime yerine gelmemiş kabul edilecektir. 

 

Bazı dosyalarda eksper ataması yapılmakta fakat başvurusu sahibi aracın göstermekten imtanı ettiği itirazları olmaktadır, bu nedenle  suistimalde ortadan kaldırılmış olacaktır. Burada vatandaşın mahkemeye erişim hakkı kısıtlanmaması gerekir. Eksper raporlarının haklı neden olmaksızın keyfi olarak geciktirilmesi, eksper atamalarının geç yapılması gibi durumlar varsa bu hususta dikkatle başvuruda incelenmelidir. 

 

Araç hasarları için tahkim ya da mahkemeye başvuruların azalması için eksper raporlarının mevzuata uygun olarak hazırlanması, sigorta kuruluşunun süresinde vatandaşın tazminatını ödemesi gerekir. Bu iki yükümlülük yerine gelmezse yine uyuşmazlıklar artacaktır. 

 

3-Bedensel zararlar için; Trafik sigortası kaynaklı bedensel zarar talepleri en çok uyuşmazlık yaşanan alanlardan birisidir. Bedensel zararların tespitinde, özellikle maluliyet raporları ile değerlendirilen engellilik oranları tespitinde subjektif yorumlara açıktır. Şu anda yürürlükte olan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik, mevzuat ve Yargıtay içtihatları ile maluliyet tespiti için kabul edilse de “Anayasa Mahkemesi tarafından iptal gerekçesi olan gerçek zarar ilkesine açıkça aykırıdır. Çünkü, bu yönetmelikte kişinin yaşı, mesleğinin önemi yoktur. Borçlar Kanunu haksız fiile ilişkin hükümler, Karayolu Trafik Kanunu’nda olmayan düzenlemeler dışında esas alınması gerekir. Bedensel zararlara ilişkinde Borçlar Kanunu haksız fiile ilişkin hükümlerin esas alınması gerekir. 

 

Borçlar Kanunu’nda ; 

 

b. Bedensel zarar

MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır:

1. Tedavi giderleri.

2. Kazanç kaybı.

3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

 

Tedavi giderleri SUT kapsamında SGK tarafından karşılanmaktadır. SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderlerinden trafik sigortasının sorumluluğu devam etmektedir. Fakat, genel şartlara göre Trafik kazası nedeniyle mağdurun geçici iş göremezliği ve sürekli sakatlığı

bu teminattan karşılanır. Borçlar Kanunu haksız fiile ilişkin hükümlere göre sürekli ve geçici sakatlık nedeniyle maddi tazminat, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, kazanç kaybı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır. Bu kayıplarda mağdurun yaşı ve mesleği mutlaka dikkate alınması gerekir. Mağdurun mesleği ve yaşının dikkate alınmadığı bir çalışma gücü azalması, yitirilmesi, ekonomik geleceğin sarsılması tespiti asla mümkün değildir. 

 

Sesi ile iş yapan bir sanatçı ile normal vatandaşımızın kaybı bir değildir. Sanatçının sesi yoksa % 100 iş görmez olur, vatandaş ise % 100 olmayacaktır. Bu nedenle zararlarda aynı oranda olmaz. Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelikte yaş ve meslek kriteri bulunmamaktadır. Mesleğin değerlendirilmediği bir tespit, gerçek zarar ilkesine zaten açıkça aykırıdır. Bu nedenle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre sigortalı sayılanlar ve bunların bakmakla yükümlü oldukları veya hak sahibi çocuklarının çalışma gücü veya meslekte kazanma gücü kayıp oranlarının tespitine ilişkin yönetmelik olan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği maluliyet tespitinde en doğru yönetmeliktir. Fakat, bu yönetmelik nedense iş kazası dışında vazgeçilmiş sadece trafik sigortası değil bütün bedensel zararlarda Erişkinlere ilişkin Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik esas alınmaya başlamıştır. Birçok mahkeme kararında bu açıkça görülmektedir. Bu yanlışa Yargıtay 4. Dairesi mutlaka son vermelidir. Yaşam ve mülkiyet hakkına, gerçek zarar ilkesine açıkça aykırı bir durumdur. 

 

Bu kısa yorumu yaptıktan sonra maluliyetler nedeniyle bedensel zarar ödemeleri nasıl tespit edilmelidir? 

 

Ülkemizde trafik sigortası kaynaklı bedensel hasarlarda tazminat ödemesi için mevzuata göre Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğe göre raporun sigorta kuruluşuna diğer belgelerle sunulması gerekmektedir. 

 

Uygulamada; sigorta kuruluşları kendi medikal değerlendirmesini maluliyet raporu olsun ya da olmasın yaparak vatandaşımızın tazminatını genelde ihtiyari arabuluculuk anlaşması ile ödemektedir. Bazı sigorta kuruluşları rapor sonrası, bazısı ise rapor öncesi anlaşma teklifleri iletmekte, anlaşma olması halinde sulh ile ihtiyari arabulucu anlaşması olmaktadır. 

 

Rapor vermeye yetkili devlet hastaneleri ile birlikte Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlıkları tarafından raporlar düzenlenmektedir. Bu nedenle birçok kurumdan farklı raporlar ile bedensel zarar başvuruları yapılmaktadır. Bu raporlar sigorta kuruluşlarının anlaşmalı olduğu medikal şirketler tarafından çoğu zaman yerinde muayene yapılmadan rapor ve tıbbi belgeler üzerinden değerlendirme yapılarak denetlenmektedir. Medikal onay geçmeyen dosyalarda ise uyuşmazlık ortaya çıkmakta, vatandaşın tazminat ödemesi için mahkeme ya da tahkim komisyonuna başvurmaktan başka çaresi kalmamaktadır. 

 

Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik göre raporlar Terör, Kaza ve Yaralanmaya Bağlı Durum Bildirir Sağlık Kurulu raporu olarak düzenlenmesi gerekir. Bu raporlar e-devlete kayıtlı, yönetmelikte itiraz şartlarına göre itiraz hem sigorta kuruluşu hem de başvuran tarafından itiraz edilebilmektedir. İtirazlar sonucu itiraz hastanesi, çelişki olması halinde hakem hastaneye gidilmektedir. Bazen bu hastaneler mağdurun ikametgahına çok uzakta da olabilmektedir. Yeniden randevu, muayene süreci ile tazminat ödeme süreci gecikebilmektedir. Hakem hastane raporu, mahkemelerde yine esas olmamaktadır. Mahkemelerde Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmektedir. Çelişki olması halinde ise bir üst kurula gitmektedir. 

 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararlarına göre Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarını raporların Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı ya da İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenmesi gerekmesi nedeniyle hastanelerden alınan raporlara ilişkin kararlar bozulmaktadır. 

 

Mevzuat, rapor hastanelerden belli usul ve şekle göre alınması şartı koşarken mahkeme ve tahkimde ise raporların Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı ya da İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenmesi gerektiği kararı bulunmaktadır. Bazı sigorta şirketleri şekil ve usul şartı olmayan raporları kabul etmezken bazıları medikal inceleme yaparak her rapor için medikal uygunluk gelirse bedensel hasar ödemesi yapılabilmektedir. 

 

Yukarıda kısaca anlattığım bu süreç, okurken bile insanı yormaktadır. Okurken insanı yoran bir şey uygulamada vatandaşın hakkını almasını zorlaştırmakta, diğer taraftan sigorta şirketleri için öngörülebilirliği ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle bu konuda acilen düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır. 

 

Bedensel eksperlik sisteminin gelmesi; birçok yazımda yazdığım gibi Avrupa’da birçok ülkede karşılaştırmalı hukukta, bizim gibi hastane hastane rapor aranmamaktadır. Tıbbi bilirkişiler ile bedensel zararlarda hasar ödemesi yapılmaktadır. Mahkemelerde ise yine bu tıbbi bilirkişilerin raporu esas alınmaktadır. Diğer taraftan bedensel zarar teminat limitleri maddi ve manevi zararları çok yüksek teminatlarla karşılamaktadır. Kamusal amaç, tam anlamıyla yerine gelmektedir. 

 

Türkiye’de 5.000 TL’lik bir araç hasarı için levhaya kayıtlı araç eksperi mevzuata uygun olarak görevlendirilmektedir. Aracı yerinde incelemekte, araçtaki hasarları tespit etmektedir. Bu rapor sigorta kuruluşu ödeme için kabul edilmektedir. Fakat, nedense ülkemizde milyonlarca TL teminat limiti olan bedensel zararlarda bedensel eksperler bulunmamaktadır. Adli tıp uzmanları ve diğer bazı hekimlerinin bu konuda eğitim, deneyim ve sınava tabi tutularak bedensel zarar için eksper olmasının yolu mutlaka açılmalıdır. Bu bedensel eksperler tıbbi bilirkişi olarak görev yapabilecektir. Hem tahkim yargılamasında hem de mahkemelerde tıbbi bilirkişi olarak raporları kabul edilebilecektir. Aynı zamanda bu eksperlerin aynen araç hasarında olduğu gibi “e-nabız kayıtları dahil tedavi evrakları” “tramer kayıtları gibi” incelenerek mağdurun yerinde muayenesi yapılmalıdır. Bu raporlara araç eksperinde olduğu gibi itiraz edilebilmeli, raporlar mağdur ve sigorta kuruluşu erişimi mümkün hale gelmelidir. Bu rapor esas alınarak bedensel tazminatlar hızlı, adil ve şeffaf bir şekilde ödenecektir. 

 

Bedensel tazminatlarda uyuşmazlıkları artıran, maluliyet tespitidir. Sigorta kuruşunun medikal raporları düzenleyen şirketlerin mevzuatta bir takdiri delil niteliği yoktur, sadece uzman görüşü olarak değerlendirilebilir. Bu raporlar mağdurun bilgisine açık değildir. Mağdurun sunduğu rapor medikal raporla uygunluk verilmezse tazminat ödemesi yapılamamakta, mağdur bu raporlar kendisine açık olmadığı için itiraz hakkı da hukuken olmamaktadır. Ayrıca, çoğu zaman yerinde muayene yapılamamaktadır. 

 

Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen raporlarda da tutarlılık çoğu zaman bulunmamaktadır. Aynı mağdurun aynı kazasına ilişkin çok farklı raporlarda düzenlenebilmektedir. Bu nedenle birçok rapor hasar ödemesinde esas alınmamaktadır. Diğer taraftan hastaneler tarafından düzenlenen raporda da alanda uzman adli tıp uzmanı bulunmamaktadır. Bu raporlar genelde engellilik derecesi tespiti için kullanılmakta, heyette hekimler değişmekte, bu alanda denetime uygun raporlar olmamaktadır. SGK, iş kazalarında maluliyet tespiti hastane muayeneleri sonrası kendisi yapmaktadır. Fakat, trafik kazalarında ise durum böyle değildir. 

 

Adli Tıp Kurumu ise Türkiye’nin her tarafından gelen bedensel zararlara ilişkinde rapor düzenlemektedir. Vatandaşın muayene için çoğu zaman İstanbul’a gelmesi, rapor sürecinin yoğunluk nedeniyle uzunluğu dikkate alınırsa bedensel hasar başvurularında pek mümkün değildir. Zaten Adli Tıp Kurumu, mahkemeden sevkler olunca rapor düzenlemektedir. Sigorta Tahkim Komisyonu sevklerinde tahkim süresi dikkate alındığında süre kısıtlıdır. Bu konuda bedensel zararlarda karar süresinin artırılması ve ATK ile protokol yapılması denetime daha uygun bir altyapı sağlayabilir. Fakat, tahkimde karar süresinde raporlarının düzenlenmemesi halinde ek süre taraflar uygunluk vermezse karar verilmesinde güçlüğe neden olacaktır. Bu nedenle bu konuda çalışma olacaksa, bu hususlar dikkate alınarak “yargılama ve rapor tanzim süresi” yapılması gerekir. 

 

Bedensel eksperler olmazsa, raporların Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararları uygun olarak bölgesel olarak yetkilendirilmiş Adli Tıp Anabilim Dalları tarafından düzenlenebilir. Bu konuda bir üniversitenin verdiği rapora itiraz ve hakem üniversitelere yapılarak daha yeknesak bir sistem kurulabilir. Bu üniversiteler de tahkim komisyonunda sevklerde de yetkili hale getirilebilir. 

 

Bedensel zararlar için bedensel eksperlik bir zorunluluktur. Araç hasarı için eksper varsa, bedensel zarar içinde eksper mutlaka olmalıdır. Vatandaşımız aracı ya da vekil ihtiyacı olmadan kendi bedensel zarar başvurusunu yapabilmelidir. Bu sistemde bu çok zor hale gelmiştir. Ayrıca, geçici iş görmezlik, geçici bakıcı gideri ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderinin iyileşme süreci beklemeden vatandaşa ödemesi hemen yapılmalıdır. Zaten tedavi evraklarında bu tespitler yapılabilmektedir, bedensel eksperler bu tespiti ilk dosya başvurusunda rapor düzenleyerek vatandaşın kaza sonrası acil maddi ihtiyaçları için ödemenin yolu böylece açılmış olur. Aylar hatta yıllar geçtikten sonra, yaralanan ya da vefat eden vatandaşımız tazminatına ancak kavuşturmaktadır. Bu durumun çok ciddi maddi ve manevi sonuçları olmaktadır. İşinden olan birçok vatandaşımız bu süreçte parasız kalmaktadır. Geçici iş görmezlik, geçici bakıcı ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri ödemesinin bedensel hasar başvurusu ile ödenmesinin yapılması gerekir. Ayrıca, bedensel eksper iyileşme süreci tamamlanınca e-nabız kayıtları, tedavi evrakları incelenip gerekirse mağduru, aynen araç hasarı gibi yerinde muayene ederek maluliyet tespiti yapılmalı, bu konuda eksper raporu sigorta kuruluşu ve mağdura itiraza tabi olmak üzere açık olmalıdır. İtiraz sonucu rapora göre bedensel zararlara ilişkin ödemeler yapılmalıdır. Rapor sonrası ödemeyi yetersiz gören mağdur ancak o zaman tahkim ya da dava yoluna başvurabilmelidir. Böylece sigorta kuruluşu ile vatandaş arasında uyuşmazlıklar azalacaktır. Hem sigorta kuruluşları için öngörülebilir bir bedensel zarar muallak olacak hem de vatandaş için isterse vekilsiz, aracısız olarak tazminatını elde edebilecektir. 

 

Son olarak, mevzuata uygun hasar başvuru süreçleri yapılmasına, eksper raporları düzenlenmesine rağmen süresinde ödeme yapmamanın yaptırımları artırılmalıdır, böylece vatandaşın tazminatına hızla kavuşması ile ayrıca vatandaş tazminatından avukatlık ücreti ödemesine, masraflar yapmasına gerek kalmayacaktır. 

 

AV. MAHMUT ALTINEL

Sigorta Tahkim Hakemi 

[email protected]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Yap